Sen;
Durgunluğuma düştün...
ve Büyüdün içimde Büyüdün, Büyüdün;
Sudaki halkalar gibi.
Yeşildi dünyam, maviydi...
Bir de kahverengiydi; Sen, bana düştüğünde!..
Bakışların, kendi ortasından Büyüyen sıcak halkalar gibi iç içe yayıldı içimde...
Hoşgeldin, dedim.
Hoşgeldin sıcağım.
Hoşgeldin salıncağım!
Ve savruldu başım uzun bir iple dalına bAğlanmış gibi..
Savruldum;
Senden sana doğru!
Beni, sadece ürkek ceylanlar tanırken birde çingene serçeler...
Ve ben, yalnız kuşlarla, kavak yapraklarının sesini tanırken...
Sen;
Durgunluğuma düştün...
Ve Büyüdün içimde Büyüdün, Büyüdün;
sudaki halkalar gibi.
Sen;
Sessizliğime düştün...
Sen;
Kimsesizliğime düştün...
Belki de onun için böyle Büyüdün içimde;
Sudaki halkalar gibi!

Sorsaydın anlatırdım sen dolu düşlerimi
Gecenin tenhasında dinlerdin yüreğimi, yüreğimdeki seni...
Bir sevinç büyürdü ansızın gözlerimde
Çocuk olurdum yüreğim bir baharlı bahçede
Ve yağmur kokusu teninde sıcak bir rüzgar
Sana saklanmış bir düşte sana uyandığım yar
Ellerini koklardım umudumdun çocukça
Dinleseydin tek hikayem sen oldun baştan sona
Bir düşünce olurdun güzelliklerle dolu
Sonsuzluğun içinde kaybolurdum seninle
Ve hiç susmazdım inan
Ah bir sorsaydın keşke
Ve yağmur kokusu teninde sıcak bir rüzgar
Sana saklanmış bir düşte sana uyandığım yar!...
Yaktığın Kadar Yandım, Bıraktığın Kadar Tamamdım...
:)
Okunmamış cümlelerimi kaldırdım raftan
Tozlanmış anıları kutulara,
Kutulara yangınlara saldım.
Yangınlarda yandım;
Yangınım, senin çaktığın kıvılcımdı oysa…
Bir hüzzam gecesini sıyırmaktı tülünden,
Tümünden sıyrılmaktı.
Her şeyin…
Yada bir şeyin kuşanmasıydı ateşte
Yandım işte!
Yaktığın kadar kaldım,
Bıraktığın kadar tamamdım
Birkaç mum yaktım;
İkisi kırmızı güle benzeyen,
Diğerleri… Öyle işte!
Aynı yatağın iki ucana uzandık!
Dudağımda seni görmüş son sigaram
Gözlerimde güzel yüzün,
İçimde uhde kalkmış son söz gibisin!
Ruhundayım; hadi yürü,
Erciyes’in dağlarından
Buğday tarlalarına…
Orhan TURAN

çiy gibi düşersin anılarıma
kuşluk vakitlerinde
kumrular çatılarda sevişir
yiter yasemin kokulu öğlenler özleminde
koyu gölgelere sığınsa da suskunluğum
isyan kesilirim
çiy gibi düşersin yüreğime
gün batımlarında
göl kıyısına bir çınar kondururum
hüznü sağar güneşin son deminden
yoksulluğumu paylaşır... acılarımı...
çoğalır gönenirim
çiy gibi düşersin tenime
sabaha karşılarda
tenimi sorgular tenin
yaşanmamış hazlar harmanlanır
tütsü kokan çarşaflarda
yapraklarında oğul veririm
çiy gibi düşersin gözlerime
yokluklarında
savdana bilenirim
Emre Gümüşdoğan

KELEBEK ÖMRÜM
Ayrılığın bir ahtapot gibi kollarını sardığı bir aşk istedim.
Çünkü aşkı tüketecek kadar çok paylaşmak istemedim seninle...
Paylaşıldıkça azalır tutku, paylaşıldıkça eskir aşk.
İstemedim sıradanlığın gri ezikliğiyle renklenen bir sevdayı.
Özeldin, özel kalmalıydın.
Özlemeliydim hep seni.
İstemeliydin hep beni.
Bu kadar çok seviyorum işte seni...
Kavuşamamanın, yoklukların devasa gölgesi olmalıydı üzerimizde...
Ben seni kavuşmak için değil, kavuşmayı özlemek için sevdim...
Öyle bir imza attın ki sol yanıma,
Gizli gizli dolaşıyorsun bedenimin her yanında,
En ucra köşelerinde...
Öyle bir yazıldım ki alnına,
Taşıyorsun gitsen de dünyanın öbür ucuna...
Buydu istediğim.
Monoton bir huzuru değil, tutkulu bir kaosu seçtim.
Bana göre değildir düz çizgiler bilirsin, sivri uçlu köşeleri severim...
Hayatıma anlam katan sen imkan-sızım benim.
Ben sensiz, sen bensiz hep yarım kalacak bir yanımız...
Kelebek ömrüm...
Kelebeğin ömrü kadar kısa ömrüm...
Seninle !!!
İmkansıza düşünce yüreğin
Bunları ezberletiyorsun beynine yüreğine...
İmkan-sızım...
Yürek-sızım...
Umutlarımı biriktirdim sana?
Gecelerce azalarak?
Yüreğime saplanmış hasretinle
Kanatarak gençliğimi
Yağmurları yağdırıp yüreğime
Adını kazıdıkça buğulu camlara
Bitmez bir şiir gibi?
Ben seni öyle sevdim
Bir kere bile tutmadan ellerini
Tükenerek aşkına ve
Tüketerek kendimi
En zamansız anlarda
Ateşe verip yaramı
Yangınlarımı büyüttüm sana?
Gecelerce yanarak
Ben seni öyle sevdim
Öyle İşte.. :)
Saşkın
Saşkın! Nar taklidi yapıyor bir saksıda,
yıllarca adam taklidi yaptım ya ordan
tanış çıktı bana: Şimdilik en uzun boylusu,
en mahcup tazesi de bir açılmaya görsün...
N'olur açılmasa da onu da böyle sevsek,
insan da saşkınlığından sevilmez mi arasıra?
Sevmek hayli ciddi bir iş olmalı ki, dalga,
geçmek gibi oluyor ya sonunda: Aşk nara benzer
dediğim kulağına gitmiş demek, o duymasa
yanındaki küpeçiçeği... Küstümçiçeğini geç,
nar ona uyarsa çabuk büyür büyümesine de
üzer küs bakışıyla bizi, ne aşkın tabiatı
kalır ortada ne hatıranın saflığı, kalmasın,
sakinliğimizden sevsin de bizi balkona çıkan
kadın: İki saşkın bir aşkta kızarır desin,
nar gibi desin, iyi, yüz kızartıcı bir suç
sayılsın saşkınlığımız: Sen küçük nar çiçegi,
bense senden hayli eski, de ki bir adamotu,
kendi meşrebimizce bir de bahçe bulursak
sen nar gibi davran orda ben sana adam gibi
Beni de gizle ey nar bin aşığın biri gibi!
Haydar Ergülen